Gazeteci ve yazar Ta-Nehisi Coates,Vox’tan Ezra Klein’e verdiği son röportajda, ciddi düşünürlerin ve yazarların Twitter’dan yakalarını kurtarmaları gerektiğini öne sürdü.

Bu ne 140 karakterlik medyanın ne de yalan haber çağındaki sosyal medya söyleminin niteliği üzerine bir eleştiriydi. 

Bu, gürültünün ötesine geçme çağrısıydı.

Coates’a göre iyi fikirler ve nitelikli ürünler ortaya koymak, modern yaşamda pek ender bulunan bir şeyi gerektirmektedir; sessizliği.

Coates bu düşüncesinde yalnız da değil. Yazar J.K. Rowling, biyografi yazarı Walter Isaacson ve psikiyatrist Carl Jung’un bilgi akışını yönetmek ve sessizlik dönemleri yaratmak için disiplinli uygulamaları vardı. Ray Dalio, Bill George, Kaliforniya Valisi Jerry Brown ve Ohio Kongre Üyesi Tim Ryan ise planlı bir şekilde sessizliğe ayırdıkları zamanların, başarılarında önemli bir rol oynadığını açıklamışlardı. 

Son dönemde yapılan araştırmalar, sessizliğe zaman ayırmanın sinir sistemini yenilediğini, enerjinin korunmasına yardımcı olduğunu ve zihnimizi pek çoğumuzun şu an içinde yaşadığı, çalıştığı ve yönettiği karmaşık ortamlara daha uyumlu ve duyarlı olabilecek şekilde koşullandırdığını göstermektedir.

Duke Tıp Fakültesi’nden Imke Kirste yakın bir zamanda, sessizliğin beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili kilit bölgesi olan hipokampusta yeni hücrelerin gelişimi ile bağlantılı olduğunu buldu. Doktor Luciano Bernardide, müzik parçaları arasına eklenen iki dakikalık sessizliğin kalp-damar ve solunum sistemleri üzerindeki etkisinin, “rahatlatıcı” olarak sınıflandırılan müziğe göre bile daha dengeleyici olduğunu keşfetti. 2013 yılında Environmental Psychology dergisinde yayınlanmış ve 43.000 işçi ile yapılan ankete dayanan bir çalışma ise, açık ofislerdeki gürültü ve dikkat dağıtıcılarla bağlantılı dezavantajların, planlanmamış etkileşimlerle artan moral ve verimlilik gibi beklenen– ancak kanıtlanmamış– faydalardan daha ağır bastığı sonucuna varmıştır. 

Ancak sessizlik yaratmak, ofis muhabbetlerine ya da tweetlere biraz mola vermekten ibaret değildir. Net ve yaratıcı düşünceye olanak tanıyan gerçek sürdürülebilir sessizlik, dışarıdakilerin yanı sıra içsel konuşmaları da susturur. 

Bu tür bir sessizlik, itibarı korumak veya bir görüşü desteklemek için alışkanlıkla gösterilen zihinsel tepkilerinde dinlendirilmesi demektir. Bu, bir kimsenin yaşamının en temel sorumluluklarından biri olan ‘ne söyleyeceğini düşünme zorunluluğu’na geçici olarak mola verilmesidir.

Hal Gregersen’in Harvard Business Review’deki son makalesinde yazdığı üzere, sessizlik yaratmak “yeni fikirler ve bilgilerle karşılaşma ve zayıf sinyalleri algılama şansımızı artırır.” Sürekli olarak sözel gündeme –bundan sonra ne söyleyeceğimize, ne yazacağımıza, hangi tweeti atacağımıza– odaklandığımızda zihnimizde, tamamen farklı olan bakış açılarına ya da yeni ve radikal fikirlere yer açmamız da zor olur. Daha derin dinleme ve dikkat verme durumuna geçmemiz güçleşir. Oysa bu özgün fikirler daha derin dikkat hallerinde bulunurlar. 

1) Toplantılarda beş dakika sessizlik molası verin. Eğer ofis kapısını kapatabilir, parktaki bir banka kaçabilir ya da başka bir sessiz gizlenme yeri bulabilirseniz, sessiz bir meditasyon ya da derin düşünce uygulaması yaparak yenilenmeniz mümkün olabilir. 

2) Doğada sessiz bir öğleden sonrası geçirin. Telefonunuzu bir kenara bırakıp doğada iki üç saatlik kısa bir gezintiye çıkmak için ille de açık hava aktivitelerine düşkün biri olmanız gerekmez. Bizim ve pek çok danışanımızın deneyimlerine göre kendini bir süre doğaya bırakmak yaratıcı düşünme kapasitesini geliştirmenin en kolay yolu olabilir. Henry David Thoreau’nun orman gezintilerinin bir nedeni vardı.

3) Medya perhizine girin. Birkaç saat ya da tam bir gün boyunca e-posta hesabınızı kapatın veya haber ve eğlence “perhizi yapmayı” deneyin. Bu sırada etrafta gürültü –aile bireyleri, sohbetler, şehir gürültüsü– olsa dahi, yine de beyninizin sürekli olarak sonu gelmeyen iş yükümlülükleriyle ve sosyal medya ile güncel olayları takip etmekle meşgul olan bölümlerini dinlendirerek gerçek anlamda fayda görebilirsiniz. 

4) Tereddüdü bir kenara bırakın ve meditasyon inzivasını deneyin: Kısa bir inziva bile daha derin dinleme durumuna geçmenin ve sezgileri uyandırmanın en kestirme yolu olabilir. Gazeteci Andrew Sullivan geçenlerde sessizlik inzivası deneyimini “en etkili detoks” olarak tanımlamış ve bunu şöyle tarif etmişti: “Nefesim yavaşladı. Beynim sakinleşti… Beynim sanki uzaktaki soyut bir yerden, daha yakındaki somut bir yere doğru ilerliyordu.”

Dünya giderek daha da gürültülü bir hal alıyor olsa da sessizliğe ulaşmak hâlâ mümkün –bunun için ise sadece kararlılık ve yaratıcılık gerekli.

Bu yazının orijinali Harvard Business Review’de yayınlamıştır, orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz. 

Bütün Yazıları GörEğitim ve Etkinliklere Bak
X