Oniki yaşındaki kızım Isabelle sabah 08:20’de kayak grubuyla buluşma telaşı içindeydi. 20 dakika gecikmişti, stresliydi; kayak derslerini çok ciddiye alır, birkaç gündür de bir yarışa hazırlanıyordu. 

Yarış merkezinin yakınlarında koçlarından Joey ile karşılaştı. Joey önce ona, ardından saatine baktı ve çatık kaşlarıyla “Bugün yarış günü olsaydı sana dönüp eve gitmeni söylerdim,” dedi.

Söyledikleri Isabelle’e öyle dokundu ki kızım birden gözyaşlarına boğuldu. Birkaç dakika sonra diğer koçu Vicky onu karşıladı, Isabelle’in ne kadar stresli olduğunu anlamıştı.

“Kaygılanma tatlım,” dedi. “Bu bir yarış değil, biraz gecikmiş olmanda sorun yok. Grubuna dağın tepesinde yetişirsin.” 

Birbirinden çok farklı iki koç, birbirinden çok farklı iki karşılık. Hangisi haklı? Eminim bir fikriniz vardır. 

Ama konu bu değil.

Peki benim Isabelle’e tavsiyem neydi? Hayatında hem Joeyler hem Vickyler olacak. Öğretmen, patron, meslektaş ve arkadaş olarak karşına çıkacaklar. 

Ve bu farklı tepkilere, dengeni bozmalarına izin vermeden alışman en iyisi. İnsanların sana nasıl karşılık vereceğini kontrol edemezsin, ama bunları nasıl karşılayacağını ve onlara nasıl tepki vereceğini kontrol edebilirsin.

Peki, bir adım daha derine ilerleyelim. Aslında, hepimizin içinde bir Joey ile Vicky var ve her ikisi de yararlı olabilir. Joey kaba görünebilir, fakat yüksek beklentileri ve hatalara karşı hoşgörüsüzlüğü bizi en iyiye yönlendirmeye yarayabilir. Öte yandan bazen empatik desteğe de ihtiyaç duyarız. Vicky kimilerine yumuşak görünebilir. Ama onun rahatlatıcı ve güven verici tavrı özellikle stresli zamanlarda yararlı olabilir. 

 

İşin sırrı şu: Kimi –ne zaman– dinleyeceğin konusunda stratejik ol ve bunu niyetine göre bilinçli bir şekilde yap, bu sesler kafanın içinde olsa bile. Daha doğrusu, özellikle de bu sesler kafanın içindeyse. Bunlar en sinsileri olabilir. Joey’nin bir pislik olduğunu düşünüp onu duymazdan gelmek oldukça kolaydır, ama kafanın içindeki sesi duymazdan gelmek çok daha zordur, çünkü o sensin.

Şu taktiği dene: Sesleri duyduğunda onlara isim ve kişilik ver. Bir tarafta bir Joey, diğer tarafta bir Vicky olduğunu hayal et. 

  1. Kafanın içindeki seslerin ses olarak farkına var. Çoğumuz genellikle –gerek başkalarından gerekse kendimizden– duyduklarımıza inanırız. İç sesin tembel olduğunu söylüyorsa tembel olmadığını düşünmen zordur. Ama sana tembel diyenin Joey olduğunu düşünmek işe yarar.
  2. Kafanın içindeki seslerin haklı olup olmadığı konusunda bir yargıya varma dürtüne diren. Bunu bilmen imkânsız ve zaten bir önemi de yok. Tembel misin? Gerçek şu ki bazı açılardan muhtemelen tembelsin. Bazı açılardan da değilsin. Ama bu zaten doğru soru değil. 
  3. Bunun yerine istediğin sonucu düşün ve şu soruyu sor: O sesin söylediği şey ve bunu söyleme biçimi şu anda bir fayda sağlıyor mu? Gerçek bir Joey ya da Vicky ile karşı karşıya kaldığında sorman gereken soru işte budur. Bu ses şu anda benim için yararlı mı? Seni motive edeceğini düşünüyorsan dinle. Moralini bozacaksa dinleme.

Eleştirel sesleri yıkıcı olduklarında, tümüyle bertaraf etmeksizin duymazdan gelebilmek, önemli bir beceridir. Bu sesler başka bir zaman yararlı olabilirler.

Amaç esnekliktir. Hem kendi içinde hem de dışında bir eleştirmenler ve koçlar grubu oluştur. Kimin konuştuğunun ve onu ne zaman dinlemen gerektiğinin farkında ol.

Bir yöneticiysen, çok sayıda sese alışkın olman özellikle önemlidir. Duruma göre Joey ya da Vicky olabilmen gerekir. Bazen insanların senin yüksek beklentilerini ve onaylamadığını hissetmeleri gerekir. Bazı zamanlardaysa nezaketine ve yakınlığına ihtiyaç duyarlar. Bu iki sesten birini sürekli olarak benimseme. Durup neyin gerekli olduğunu değerlendir ve sonra bir seçim yap.

Farklı sesler ve verdikleri mesajlar üzerine bu sohbetimizin ardından Isabelle bana “Bu çok zor,” dedi. “Joey’nin pisliğin teki olduğunu, ya da geciktiğim için hatalı olduğumu düşünmeyi nasıl bırakacağım?”

“O bir pislik olabilir, sen de hatalı olabilirsin,” dedim, “Ama sırf o öyle dediği için değil. Mesele şu: Onun söyledikleri yüzünden yarın antrenmana zamanında gitmen daha olası mı?”

“Evet,” diye kabul etti. “Ama berbat hissettim.”

“Berbat hissederken Vicky’nin de sesini duyabildin mi?”

“Evet,” dedi, bu defa gülümseyerek. 

“O zaman iki koçunun olması iyi bir şey,” dedim.

Çünkü bazen, iki ses mükemmel bir bileşimdir.

Bu yazının orijinali Harvard Business Review’de yayınlamıştır, orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz. 

Bütün Yazıları GörEğitim ve Etkinliklere Bak
X